Zeka Belirtisine Rastlandı mı?
-
Dünyadaki en kolay iştir köşe yazarlığı yapmak. Bir filme , bir tiyatroya yada bir spor karşılaşmasına gidersiniz. Orda olmanız için ya tanıdığınızın yada ilgi alanınızın geçmişi olması lazım. Köşe yazarlığından sorumlu olduğunuz aktiviteyi izler ve bol keseden sallarsınız.. Yıllardır alışılagelmiş bir olgudur bu. Kendileri dünyaya pembe gözlükleri içerisinden bakıp dışarısını tu kaka ilan ederler. Oysa ki onlar aslında Fransız şarapları eşliğinde “drink”lerini yudumlardan “soft” bir müzik eşliğinde dünyayı kurtarmaktadırlar!
Son zamanlarda bazı yazarlar hadlerini sonuna kadar aştı. Sandılar ki pembe gözlükleri devamlı takılı kalacak. Ben yazayım da nasıl bir yazar olduğumu görsünler edasıyla karalamalar başladı…
İşte Radikal gibi bir gazetenin yazarı ; Uğur VARDAN.
Bu yazar MÜSVEDDESİnin yazdığını yazımızın devamında okuyacaksınız. Ondan önce biz Üniversiteli Karşıyaka TARAFTARLARI olarak ona cevabımızı verelim…
Ey VARDAN!
Hayatında hiç Karşıyaka’ya , Karşıyaka Spo Salonu’na geldinmi? Sanıyoruz ki gelmediniz. Malum uçak fobinizin üst seviyelerde olduğunu düşünürsek sizin gibi zat’lar iki uyku hapı ile ancak hava yapmak adına yurtdışına giderler.. O yüzden oynanan Karşıyaka- Galatasaray Cafe Crown basketbol maçına gelmediniz bile. Resimleri gördünüz ve yorumunuzu yaptınız! Size göre insan müsveddesi olan insanlarda tandıklarınız dahi yok.Çünküz siz ve sizin gibilerin yaptığı en güzel hareket gitmediğiniz aktiviteleri yorumlamak. Mesela o gün orada neler oldu hiç bilmiyorsunuz.
Biz Türk’üz bay Vardan! Akdeniz insanıyız.. Sıcak kanlıyız… Tepkimizide sevgimizide anında gösteririz. Kapalı kapılar ardından karalayarak birşeyler ortaya çıkartmayız. Tepkimiz var ise o anda verilir..
Kaldı ki siz nesiniz? Spor yazarımısınız yoksa sinema yazarı/eleştirmenimisiniz? Gitmediğiniz filmlerin eleştirilerini yapmaktan bıktınız şimdide gitmediğiniz maçlarımı yorumluyorsunuz??? Karşıyaka Spor Salonu’nda yabancı madde atanların aslında o maddelere yabancı olmadığını yazmışsınız. Peki siz filmlere ne kadar “yerli”siniz? Sky TÜRK kanalında Yüzüklerin Efendisi filmi ile ilgili yaptığınız ” İyiler ve kötüler çok net ayrılıyor ” yorumu ile zaten çok sıkı bir sinema takipçisi olduğunuzu düşünmüyoruz!
Neticede bu yazıda bize İNSAN MÜSVEDDESİ derken galatasaray damarınız oldukça ağır bastı diye düşünüyoruz?
Kaldı ki biraz sporu takip eden birisi olsanız o maçta tuttuğunuz takımın genel menajeri olarak sahaya çıkan Nur Gencer’in maçtan sonra yaptığı açıklamayı okurdunuz..
Okumadıysanız hemen aktaralım ;
“Mağlup olan Pınar Karşıyaka seyircisi üzülmüş. Orada bizim de hatamız var. Ben oyunculara müdahale edemedim. Oyuncularımız sahanın ortasında toplandıktan sonra, bu sırada atılan yabancı maddelerden biri tesadüfen Wilkinson’un çenesine gelmiş. Önemli bir şey değil. Bir hastanede çenesine dikiş atıldı. Wilkinson, takımla birlikte saat 19.00 uçağıyla İstanbul’a dönecek”
Neymiş bay Vardan? Maçlara gelmeden , maç hakkında teknik analizleri okumadan , yöneticilerin-teknik heyetin açıklamalarını okumadan sipariş üzerine yazı yazmamanız gerekirmiş…
Size sinema yazarlığı hayatınızda başarılar dileriz…
Umarız köşenizde bir gün gençlik resminizi kullanmayı bırakır şuan ki görüntünüzü kullanmaya başlarsınız…
Uğur Vardan’ın yazısını haberimizin devamında bulabilirsiniz …
İşte aynı kapıya çıkan üç görüntü: Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı salona iniyor, Karşıyaka taraftarı ise uzaktan saldırıyor.
Üç olay, üç resim… Kronolojik sırayla gidelim… 17 Haziran 2009, Efes Pilsen, şampiyonluk serisinin altıncı maçında Fenerbahçe’yi mağlup ederek durumu 4-2’ye getiriyor ve ipi göğüslüyor. Ama Lacivert-Beyazlılar’ın sevinçleri kursaklarında kalıyor. Parkeye dalan bir grup insan müsveddesi, oyunculara ve teknik kadroya saldırıyor. Sinemasal bir ifadeye başvuralım: Beş ay sonra… Bu kez Galatasaray-Fenerbahçe derbisi oynanıyor. Normal süre 56-56 biterken bu kez Sarı-Kırmızılı takım taraftarı bir grup insan müsveddesi salona buyur ediyor ve Sarı-Lacivertli oyunculara saldırıyor. Ve son perde… 28 Kasım 2009, ‘Cemal Nalga skandalı’ dolayısıyla sıkıntılı günler yaşayan Galatasaray Cafe Crown, Karşıyaka’yı 12 yıl sonra evinde, yani İzmir’de mağlup etmeyi başarıyor. Bu kez ev sahibi ekibin insan müsveddesi taraftarları, salona inmiyorlar ama eylemlerini oturdukları yerden gerçekleştiriyorlar ve Sarı-Kırmızılı takım oyuncuları bozuk para, çakmak ve ‘yabancı madde’ (oysa bu ‘atıcı kısmı’ attıkları şeye pek yabancı değil ya) yağmuruna tutuluyor. Bazı müsveddeler cep telefonlarını da feda edip salonu ‘şereflendirirken’, sahaya yollanan bir pil de Galatasaraylı Mike Wilkinson’a isabet ediyor. Makedon pasaportlu Amerikalı oyuncunun çenesine daha sonra dört dikiş atılıyor. Özellikle ikinci olaydan, yani Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde yaşananlardan sonra sporda şiddet günlerce yazılı ve görsel basında tartışılmıştı. Eee, n’oldu? Her şey kaldığı yerden sürüyor. Meselenin özünde taraftarlık olmadığını, vahşilerin her kulübe belli oranlarda dağıtıldığını defalarca yazıp çizmiş biri olarak, zaten söylenecek bir şeyin kalmadığının bilincindeyim. Ama sadece bir sporsever olarak en azından sahaya çıkan oyunun gerçek aktörlerinden şunu rica edebilirim. Her takım, zaten kendi seyircisinin ‘vahşet’ sınırlarını biliyor; maç bitiminde kendilerini siper etseler ve rakip takım oyuncularını korumaya karar verseler ne olur sanki. Bir kere de bunu deneseler. Malum, bu pisayada işler ‘Bugün sana, yarın bana’ şeklinde işliyor.
Ve ben tüm bu yaşananlarda mesela transfer edildiğinde, en azından böyle bir oyuncunun buralarda yeteneklerini göstermesinden dolayı memnuniyet duyacağımı düşündüğüm Galatasaray’ın Litvanyalısı Simas Jasaitis’in yaşadığı haletiruhiyeyi çok merak ediyorum. Zavallı, “Basketbol oynayacağım” diye geldiği yerde gördükleriyle küçük dilini yutmuştur herhalde. 2005’te Lietuvos Rytas’la ULEB Şampiyonluğu’na uzanıp ardından sırasıyla Tel Aviv, Tau Ceramica ve Joventut maceralarını yaşadıktan sonra geldiğin yerde, basketbolun dışında her şey var. Üstelik sadece meselenin şiddet boyutu da yok. Forma skandalı, teknik kadronun basketbol dışında işlere kafa patlatması, yerine gelen menajerin (Nur Gencer’i kastediyorum elbet) bir hafta sonra görevden alınması vs de var. Peki ne olur? Seneye çeker gider, orada burada ‘Bizi kötüleyen’ röportajlarını okuruz. “Her maçta ya bizim seyirciler konuk takımı, ya da karşı takımın seyircileri bize saldırıp duruyordu, hiç
bu kadar vahşet görmemiştim. Üstüne üstlük öyle bir yönetim vardı ki” dediğinde de, ‘Nankör’ diyerek durumu geçiştirmeye çalışırız.
Gencer demişken, Rijkaard seçimiyle “Hiç değilse onca gelgitten sonra doğru yolu buldu galiba” diye ‘şüphe’ duyduğum Galatasaray yönetiminin en üstündeki zat, yeniden Adnan ‘Ali’ Polat ‘Şen’ kimliğine kavuştu. Son ‘Nur Gencer operasyonu’, en az forma skandalı kadar önemli bir skandaldır, daha da ötesi bir zihniyetin dışavurumudur. İstifasıyla ‘Adam gibi adam’ tezahüratlarına boğulan Yiğit Şardan’ın, yeniden yönetim sularında görülmesi, bu habere ilişkin başlığımızda da vurguladığımız gibi yönetimin ‘forma skandalı’dır. Böylece Şardan’a yeni bir forma giydirilmiştir. Doğrusu, yönetimin ‘akil adamı’ konumundaki hukukçu Mehmet Helvacı’nın bu yeni ‘hülle’yi içine nasıl sindirdiği de bence bir muammadır.
***
Vahşetten söz açılmışken, içlerinde bizim de ‘gururla’ yer aldığımız bir grup ülke var ki, ‘derbi’leri ölüm kalım mücadelesi olarak algılıyor. Mesela geçen hafta cumartesi günü Belgrad’da Kızılyıldız ve Partizan takımları arasında oynanan derbide, sekiz taraftar yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Maçın oynandığı sırada tribünlerdeki koltukların yakılarak sahaya atılması sonucu karşılaşma bir süre durdu ve çıkan yangın, itfaiye ve polisler tarafından zorlukla söndürülebildi. Olaylarda 44 yaşındaki bir taraftar kalp krizi geçirirken, 11 yaşındaki bir çocuğun ise başına sert bir madde atıldı. Peşi sıra pazar gecesi ‘Komşu’nun derbisi’ne de benzer manzaralar hâkim oldu. Zico’nun çalıştırdığı Olympiakos, Galatasaray’ın Avrupa Ligi’ndeki rakibi Panathinaikos’u 2-0 mağlup ederken karşılaşma öncesi çıkan olaylar nedeniyle 19.00’da başlaması gereken mücadele bir saat gecikmeyle oynandı. Konuk ekibin otobüsü, ev sahibi takım taraftarlarınca taşlandı, ‘Yeşil yoncalar’ın kalecisi Tvorvas, kendisine saçmayla ateş edildiğini iddia etti. Malum, Arjantin’deki Boca Juniors-River Plate ‘derbisi’nde de benzer olaylar yaşanıyor. Bizim ‘Fenerbahçe-Galatasaray derbisi’ni de katınca, ortaya hatırı sayılır bir rakam çıkıyor. Geçenlerde, bizim internet servisinden Cüneyt Muharremoğlu’yla laflıyorduk. Sonuçta, bu tür ‘olaylı derbiler’ için FIFA’nın ‘özel bir statü’ kararı çıkarması gerektiğini düşündük.
Bu tür ‘vahşet’in bol olduğu, oyunun geri planda bırakıldığı, yöneticisi, oyuncusu, basını ve de elbette ki seyircisiyle şiddetin ve nefret tohumlarının bol bol pompalandığı böylesi randevular için, mesela belli oranda yaralı sayısına, olaya, kavga, dövüşe izin verilsin. Kurallar açık olsun, kimse sahte ‘dostluk’, ‘yüzyıllık rekabet’ türünden demeçlerle vakit kaybetmesin, oyunun kuralları belirlensin ve bir anlamda “Yiyin birbirinizi” densin.
Mesela bize bakalım; 2001 yılındaki bir derbi öncesi ‘Rakip takımın oturacağı yerlere bir gün önceden hayvan pisliği konulması operasyonu’nu yönettiği iddia edilen bir yönetici, hâlâ yönetimdeki görevine devam etmekte, karşı takımda ise “Seni evinden aldırırım” diye tehditler savuran bir başka yönetici de, transferde ne kadar büyük bir deha olduğuna dair ifadelerle büyük övgüler almakta (hoş geçen hafta bu iki yönetici de potadaki ‘kadınlar derbisi’nde karşı karşıya gelip öpüşmüşler, benim de içimden, ‘İşte tribün liderleri arasındaki dostluk görüntüleri’ türünden bir ‘klişeye’ sığınmak geldi). Dolayısıyla herkes bu tür maskelerden arınsın, yine ‘mesela’ diyorum, geçenlerde sinemalarımıza da uğrayan ‘Turnuva’ (The Tournament) adlı filmde olduğu gibi, yarışmacılar birbirinin boğazına sarılmakta özgür bırakılsın, biz de bu ‘Gladyatör savaşları’nı onların ikiyüzlü psikilojisine girmeden ve alet olmadan, tüm açıklığıyla izleyelim
Mail Aboneliği
Haftanın Videosu
Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/unikskk/public_html/v2/wp-content/themes/one-theme/header.php:4) in /home/unikskk/public_html/v2/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 491



8 Aralık 2009 am31 16:31
bu adamın birşey bildiği yok her konuda yazılır mı? ne yazdığı belli değil daldan dala atlıyor:D